Click on the slide!

Diplomasi

 
 Kıbrıs Sorunu, dünyanın gündemine girdiğinden beri Birleşmiş Milletler bünyesinde çalışmalar yürütülüyor. Fakat bunlardan bir sonuç alınamıyor. Bunlardan biri olan 2004 Annan Planı referandumu da Kıbrıslı Türklerin "kabulü" ve Rumların "hayırı" ile gerçekleşemedi. 1 Mayıs 2004’te Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla tüm adayı temsilen Avrupa Birliği’ne girmesine rağmen Rum tarafının etkin müdahaleleriyle Kuzey Kıbrıs hiçbir avantaj ve maddi yardımdan faydalanamıyor.

Click on the slide!

Kaya TOPERi

 

Türk diplomatı olmak çok büyük bir ayrıcalık ve onur. Ama çok zor tarafları da var çünkü siz bir anda on cephede savaşmak zorundasınız, bir Fransız ya da İngiliz Hariciyecisi gibi değil. Kıbrıs sorunu, Kürt sorunu, Yunanistan sorunu, Ermeni sorunu var…

İç sorunlar ve dış sorunlar çok fazla ama Türk diplomasisi son derece başarılı. Bugün bile dünyada Türk diplomasisinden söz ediliyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün bu kadar geç olması Türk diplomasisi sayesinde demek yanlış olmaz.”

Click on the slide!

UCKANLAR

 
Bir pazar akşamüstü Nişantaşı'ndaki sıcak evlerinde karşılıyor bizi Uçkan Ailesi. İlhan Hanım, üzerine eşofmanları çekmiş. 2 yaşındaki Gülşen'in hiperaktifliği yerinde. Özgür Bey ise sanki kitaplardan başını yeni kaldırmış, bir 'düşünür' vaziyetinde. Kameralara ve objektiflere alışık İlhan Uçkan, heyecanın ötesinden berisinden geçmiyor. Korkarım ki Gülşen de ona benzeyecek! Aaa bu arada röportaj konuklarımızı tanıtmayı es geçmeyeyim. TV ekranında sıkça gördüğümüz, bir dönem Milliyet gazetesinin 'ilişki bilirkişisi', birçok kitap yazmış İlhan Uçkan, eşi Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Özgür Uçkan ve 2 yaşındaki kızları Gülşen. Söyleşiye Özgür Bey ile başlıyoruz.

Click on the slide!

Tülay Gürler

 
Musevi Cemaati Onursal Başkanı Bensiyon Pinto hazine değerindeki anıları kitaplaştırdı. İlk baskısı Ekim 2008’de yayımlanan kitabı “Anlatmasam Olmazdı Geniş Toplumda Yahudi Olmak” son olarak 8. baskısını yaptı. Her satırında bir film şeridi gibi geçen tarihi olaylar ve inişli çıkışlı bir hayatın içinde buluyorsunuz kendinizi…

Click on the slide!

KAGIDER

 
ABD ve Avrupa’da gelişmiş bir girişimcilik kültürüne rastlarken Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerde ise kadınların iş yaşamına katılma oranı yüzde 90’lara varıyor. Bu ülkelerde her 10 kadından 9’u çalışıyor. Cinsiyet farklı olmaksınız kadınlar taksi hatta tır şoförlüğü yapıyor, her meslek grubunda kadın iş yaşamına katılıyor. Türkiye’de genel olarak ataerkil aile yapısının var olması kadına sadece girişimcilik anlamında değil, birey olarak da kendini ifade etme konusunda sınırlıyor. Sosyal ve kültürel yapının her alanında karşımıza çıkan bu durum, kadına sadece evin içinde bir rol biçiyor.

Click on the slide!

Harun ÖZERDEM

Haluk BİLGİNER

Geutebruck GmbH yaklaşık 40 yıllık bir firma. Elektronik güvenlik sektöründe dünyada ilk 50 firma arasında yer alıyor. Halen Almanya’nın Windhagen kasabasında üretim tesisi bulunan firmanın Türkiye bürosu dışında ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya, İspanya, Avustralya ve Suudi Arabistan’da da büroları bulunuyor. Geutebruc firması benzer firmalardan farkı olarak sadece kapalı devre kamera sistemleri (CCTV) üzerinde çalışıyor.

Geutebruck firmasının Avrasya bürosu 2005’te Ankara’da faaliyete başladı. Balkan ülkelerinin tümü, Ortadoğu ülkeleri ve Türki Cumhuriyetlere olan tüm satış operasyonlarından sorumlu olarak Geutebruck firmasının en büyük bürosu. Bu büro sadece yönetimsel değil aynı zamanda satış bürosu gibi çalıştığından transit ihracat da yapıyor.

Click on the slide!

Dolmabahçe Saat


Hepsinin teker teker kendine ait bir ruhu ve atan bir kalbi vardır mekanik saatlerin…

Onları anlamak ve koleksiyonunu yapmak zor  iştir, sadece zaman yetmez, sadece aşk yetmez, sadece uğraşmak yetmez, sadece para harcamak yetmez, hepsi gerekir.

İnsanoğlu başlangıçtan bu yana zaman denilen anlaşılması zor kavramla uğraşmış, yıldızlara ve güneşe bakarak zamanı anlamaya ve hesaplamaya çalışmış. İlk başta insanlar için sadece yağmurun, karın, soğuğun, sıcağın zamanını bilmek yeterli olsa da mevsimler insanların hayatlarını yönetip, hasat zamanını, göç zamanını, barınma zamanını belirlemek sorun olmuş. Gittikçe daha küçük zaman dilimlerine ihtiyaç duyan insan, zamanın geçişinin en belirgin göstergesi olan günü bölmeye başlamış. İlk olarak Sümerliler, Mısırlılar, Yunanlılar ve Romalılar değişik yöntemler kullanarak zamanı ölçmeye çalışmışlar güneş saati, kum saati, silindirik saatler, kule saatleri, gemici saatleri, camii ve meydan saatleri, mekanik saatler ve son olarak pilli dijital saatlerle…

Click on the slide!

Bekir BOYDAK

 

Kayseri, Türkiye sanayisinin en önemli kilometre taşlarından biri olarak biliniyor. Kayserili şirketler, iş dünyasında yarattıkları istihdam ve kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle dikkat çekiyor. Elbette, bu şirketler içinde 23 grup şirketi ve 12 bin çalışanıyla Boydak Holding akla gelen ilk isim oluyor.

Özellikle mobilya sektöründe adını duyuran Boydak Grubu’nun iş hayatına giriş hikayeleri Kayseri’nin Hacılar ilçesine kadar uzanıyor. Yıllar içinde yarattığı İstikbal ve Bellona markaları; Kayseri'de mobilya, kablo, tekstil, bankacılık, lojistik, pazarlama ve kimya olmak üzere yedi ayrı sektördeki üretimleriyle Kayseri ve tüm Türkiye’nin kalkınma ve istihdamına katkı sağlıyor. Kayseri'nin yanı sıra tekstil tesisiyle Bursa'ya, mobilyadaki tesisiyle de Adapazarı'na da yatırım yapan Boydak Grubu, global ekonomik krize meydan okurcasına yatırımlarına ara vermeden devam ediyor.

Devamı...
Bir “Ma'na”sı var PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı   
Cuma, 17 Ekim 2014 11:11

Bir “Ma'na”sı var

Karaköy'de bulunan Ma'na Restaurant muadillerinden çok farklı bir mekân. 40 yıllık bilgi ve birikimini burada hayata geçiren Erdoğan Girav, “Kaybolan Türk rakı kültürünü Ma'na da yeniden canlandırıyoruz” dedi.

İstanbul'un cazibe merkezleri her geçen gün artıyor. Beyoğlu değişmeyen merkez olsa da, Asmalımescit, Tophane, Galata, derken önümüzdeki yıllarda yeni bir cazibe merkezinin doğacağı aşikâr. Neresi mi? Karaköy. Adı değişse de eski adıyla Galata Port'un Karaköy'e getireceği yeni bir soluk ile tarihi semtin yeniden cazibe merkezi olacağı kesin.

Turizmci Erdoğan Girav bu durumu ön görerek, yatırımını şimdiden yapmış. Fakat öyle böyle değil... Orijinal bir Türk meyhanesi olan Ma'na Restaurant, Girav'ın tüm hayallerinin vücut bulmuş hali. Beyaz örtülü masalarda içilen onlarca çeşit rakı ve mezeleri ile Mâ'na Restaurant Rıhtım Caddesi'nin en orijinal mekânı.

Turizm sektöründe 40 yılı deviren Erdoğan Girav, bilgi birikimi, kültürü ve samimiyetiyle bir çok işletmeciden farklı bir tablo çiziyor. Röportajımız boyunca bize ve gelen diğer müşterilere olan ilgi ve alâkası takdire şayan.

Erdoğan bey gördüğümüz kadarıyla eşine az rastlanır bir mekan açmışsınız. Adından, masa örtülerine kadar...

Burası hakiki bir meyhane. Ben rakı içmesini çok seven, övünmek gibi olmasın rakı içmesini bilen ve rakıyı neyle içileceğini iyi tadan ve süzen bir insanımdır. Uzun yıllardan beri böyle bir yeri hep düşündüm ve sonunda bu hayalimi gerçekleştirdim. Bu mekan beyaz masa örtülü, otuz yedi çeşit rakı olan meze ağırlıklı, hoş ara sıcak ağırlıklı, küçük ana sıcak ağırlıklı bir meyhane. Meyhanemizin ismi Osmanlıca bir terim olan “Mana” İsim babası sevgili oğlumdur. Buranın tüm yatırımını ben yaptım. Oğlum gastronomi okudu. Amerika’da ve Türkiye’de çalıştı. Kızım sanat yönetmeni. Bir de müstakbel gelinim var. O’da Amerika’da restoran menanjmenti okudu ve böyle bir üçlü oluştu. Ben ideallerimi onlara naklettim ve bu ideallerim burada yaşamalı. Çok yoğun bir hijyen, kaliteli bir mutfak  ve kaliteli ürünler.

Turizm sektöründe Ma'na'dan başka yatırımlarınızda var bunlardan söz eder misiniz.

Turizm sektörüne 1974 yılında Marmaris’te  camping işleterek başladım. Otuz dokuz yıldır bu sektördeyim. 1980’lerin başında turizmin çok kötü olduğu dönemde  işimi devredip İstanbul’a geldim. 1983 yılında Enka grubuna girdim. Entaş turizme memur olarak girdim, üst düzey yönetici olarak 1997 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra kendi seyahat acentem olan Prokon Turizmi kurdum. Bu acentanın kuruluş amacı, kongre türünde organizasyonlar,  lansmanlar, bölge toplantıları, eğitim toplantıları yapmaktır. Ben ağırlıklı olarak ilaç sektörüyle çalıştığım için, büyük ilaç firmalarının bahsettiğim organizasyonlarını yapan bir seyahat acentasının sahibiyim. Prokon’da yirmi sekiz kişi çalışmaktadır. Aynı zamanda tüm dünya ülkelerinin hava yolları biletleri satılır. Kurumsal çalışırız. Bu tür büyük firmaların organizasyonlarını ve bilet ihtiyaçlarını karşılarız. Yurt dışı organizasyonlar yapar, yurt dışından gruplar getiririz. Bilet alışverişi yaptığımız müşterilerimizin vize hizmetlerini tamamlarız. Otel rezervasyonları, rent a car gibi hizmetlerimiz vardır. 

Biraz turizme başladığınız yıllara dönelim. 40 yıl önce sanırım turizm emekleme dönemindeydi ülkemiz için.

1974 yıllarına geri dönecek olursak, Bodrum müptelalarının başladığı dönem. Zeki Müren henüz bodrum prensi olmamış. O dönem  Antalya’lılar  O’nu bağrına basmış. Zeki Müren daha sonra Bodrum’a gelerek Bodrum’un temposunu artırmıştır.

O tarihlerde mekanlar inanılmaz keyifliydi. Şehrin içinde, deniz kenarında  bir balıkçıya gidip, tezgahtan balığınızı seçtiğinizde,  siz kıyıdaki masalardan birine oturursunuz ayakkabılarınızı çıkartırsınız, dalga da ara sıra ayaklarınızın üzerinden geçer. Restoranın sahibi seçtiğiniz balığı alır, o küçücük iskelenin üzerine çıkar ve orada temizlemeye başlar. Pullarını temizler ve deniz suyunda yıkar. Balığın iç organlarını çıkartır ve denize atar. Diğer balıklar onları yemeye başlar. Tam bir doğal geri dönüşüm. Sizde bunları oturduğunuz yerden keyifle izlersiniz. Derken buz gibi rakınız gelir akabinde mezeler gelir. Güneş tam batmak üzeredir. Bu atmosferde adeta kendinizden geçersiniz. Gürültü yok , kalabalık yok, sataşan, taciz eden yok. Cebindeki paraya göre yersin içersin, akşam olunca pansiyonda kalırsın ve kapını kilitlemezsin.

O tarihlerde Marmaris, Fethiye daha aşağılara gitmek fevkalade problemli. Çünkü, Sakar Geçidi dediğimiz bir geçit yeni yapılıyor, inşaat halinde. Şöyle ki, Muğla’dan çıktıktan sonra dağa tırmanırsın, dağdan aşağıya Gökova’ya inersin. Tabi inşaattan dolayı yol olmadığı için gitmenin imkanı yok.

Daha sonra büyük bir rant doğdu o bölgede değil mi?

Marmarisliler o tarihlerde yeni yeni şarap içmeye başlamışlardı. Çünkü arsa satışları başlamıştı, cepler para görmüştü.  80’lere doğru rakı içmeye başladılar. 90’lara doğru viski... Şimdi yeniden ispirtoya dönüyorlar. Sattılar, kazandılar, yediler, yine sıfıra indiler Çünkü eğitim yok, kültür düzeyi düşük, har vurup harman savurdular. Aralarında çok nadiri kendini belli bir yere getirmiştir. Bu Bodrumlular için de geçerli, Marmarisliler için de Fethiye’liler içinde...

Yabancı turistlerle ilişkiler nasıldı o dönemde. Sanırım henüz yeni yeni Türkiye'ye gelmeye başlamışlardı.

İlk turistik hizmet anlayışının oturduğu dönemlerde bize bir İtalyan gurup geldi. Günlerce hazırlık yaptık. Çadırdan bungalowa terfi etmiştik, bungalowlarda yatacaklardı. Harika bir barım ve müzik sistemim vardı. Gurup içeriye girdi, hepsi şen şakraktı. Bende İtalyanca müzik çalıyordum. Bir adam yanıma geldi dedi ki “ben üçyüzelli gün bu müziği dinliyorum neden bu müziği çalıyorsun. Türkiye’ye ilk defa geliyorum Türk yemekleri tatmak ve Türk müziği dinlemek istiyorum”  Bu benim hayatımda aldığım en büyük eğitimlerden bir tanesidir. O zamanki bilgi birikimimiz, konuyla ilgili eğitimimiz hep pratikte oluşuyordu. Bu işin, turizimciliğin okulu yoktu. Hepimiz alalylıydık. Deneme yanılma yöntemiyle bu işi yapıyorduk. O zaman müşteriler misafir olarak kabul ediliyordu. Baş tacı yapılıyordu. Şimdi aynı anlayışı geri döndürmeye çalışıyorum. Bugünkü mekanımızda da personele söylediğim “burada müşteri yok, misafir var”  bunu yaşatmamız gerekiyor.

Pek çok sektör gibi turizm de 80'lerden sonra atılım yaptı değil mi. Liberal ekonomiye geçişle...

Türkiye’de turizmin ilk hamlesi rahmetli Özal zamanında başlamıştır. Antalya bölgesinin bilinçli bir şekilde turizme açılması, özellikle Kemer’e altyapının getirilmesi bu dönemdedir. Fakat daha sonra Antalya bilinçsiz bir şekilde otel fabrikası haline getirilmiştir. Sektör dışından çok fazla yaıtırım yapanlar oldu. Bunların bir kısmı beceremedi.

Yeniden sözü Ma'na'ya getirirsek...

Sözümün başında da söylemiştim. Rakı içmenin bir ritüeli vardır. Bu çok önemlidir. Rakı, kolalı beyaz masa örtüsü kolalı peçete  olan masada içilir. Ben burada varoldukça bu mekanda rakı böyle içilecektir. Ben burada standartın dışına çıkmak, birikimimdeki güzellikleri insanlara vermek istiyorum. İstanbul’da, Türkiye’de her yerde her şey var fakat bendeki farklı diyorum. Müşterilerimiz ürünlerimizin çok leziz olduğunu söylüyor. Nerede en kaliteli ürün varsa onu alıyoruz. Çünkü müşteri sırf para verdiği için damağına uymayan bir yemeği yerse o benim içimi acıtır. Ülkemin her yerinde sektörümüzde bu mantığın yerleşmesi için duacıyım. Bu mantık yerleşirse eğer sektörü çok farklı yerlere götürürüz.

Son Güncelleme: Cuma, 17 Ekim 2014 11:21
 
Leb-i Derya Davetler PDF Yazdır e-Posta
Beyoğlu’nun öncü ismi Leb-i Derya’nın İstiklal Caddesi’ndeki tarihi Rumeli Han’ın 4. katında hayata geçirdiği proje, kişilerin bireysel ya da kurumsal olarak kendi felsefe ve tarzlarını yansıtabilecekleri; lansmanları, toplantıları, özel organizasyonları ve yemekleri kısaca her türlü davet fikrini gerçekleştirmelerini sağlıyor.

Rumeli, dünyada butik kavramının gittikçe daha da ön plana çıktığı günümüzde, sözcüğün hakkını tam olarak vererek, kişilerin beğenilerine uygun, karakterlerini yansıtan, müziğinden çiçeğine, dekorasyonundan mönülerine her türlü detayın Leb-i Derya’nın deyimiyle “terzi usulü” olarak biçimlendirildiği davetlere imza atıyor.

 Devamını Oku